Bugün hava şahaneydi; az rüzgar var ama bizi durduramaz dedim. Annem 11.30 gibi Murat'ı görmeye geldi; hadi dedim pazara ordan da sahile. O pazara gidilecek. Dün twitterda keyiflianne ayva tatlısı yapıp resmini paylaşınca kendime o pazara gidip ayva almayı bir görev edindim.
Alamadım ayva malesef. Zira Göksel çoktan ayvayı yemiş ikimiz adına da. Göksel'in tansiyonu yüksek çıktı geçen haftaki kontrollerinden sonra ve doktor bizi lohusa+emziren anne+şuursuz yiyici modumuzdan ivedilikle çıkmamız konusunda uyardı. 35 yaşında tansiyon hastası olmak istemiyorsa Akdeniz mutfağına davet etti bizi. Biz de yarım ağız bu daveti kabul ettik. O yüzden 2 gündür balık ve salataya verdik kendimizi.
Eskiden bir de "Bu akşam hafif yiyelim tatlım, salata yapalım" dediğinde ikimize ayrı ayrı salata kaseleri hazırlardım. Kase derken hani şu masalarda ortaya konan dipsiz kuyu gibi çanaklar var ya onlardan:) Ne o hafif yiyoruz. Ya ne hafifi? Baya baya kiloyla ot yiyorduk nerdeyse adam başı.
Şimdi 1 kase yapıp bölünce tabaklara pek bir sefil durdu zavallı tabaklar. Balık koyduk yanına; yok, ı ıh! Pek de dolmadı. Sonrasında elleri birleştirip mutfakta fellik fellik dolaşıp tatlı bakınırken " Ah bir helva olaydı, fırına verseydik. Balığa giderdi be" diye söylendik.
Yok yok, bu kilolar gidecek, tuz kesilecek, spor yapılacak. Ama isteyerek ama istemeyerek. Ben erken yaşta hastalıklar, haplar, ilaçlar, doktorlar, hastaneler istemiyorum Murat'ın hayatında. Bilmesin gitmesin, götürmesin bizi de.
Bizi hep evde yatarken görsün, hastanede değil; yediğimiz drajeler şeker olsun, ilaç değil.
Neyse. İşte bu yüzden gittik pazara. Etçil biri olarak alışverişe çıkınca pazarda gördüğüm her sebzeyi aldım. Gerçekten aldım. Brüksel lahanasına kadar aldım. Şuan evde pırasa, ıspanak, kereviz ve yeşilin her rengi ve türü var:) Hayır, insan hiç mi yaratıcı olamaz ya. Bir klasik kış sebzesi yığını yapaydın bu kadar olurdu. Yer elması alsaydın mesela. Çok sıradansın kadın. Varsa yoksa ıspanak, pırasa, kereviz ve küçük ağaççıklar.
Bakalım. Sizlere haber vereceğim bu gidişattan ara ara. Ne kadar sebat edip hayat tarzımızı değiştirebildik; ne kadar başarısız olduk hepsini yazacağım samimiyetle. Bu da biraz yıldırıcı olur belki benim adıma.
Gırtlağını tutamayan anne olarak nam salarım artık bloggerlar camiasında, kocasının tansiyonunu bile yiyen anne..
Yolumuz açık olsun!
